19 Mayıs 2012

Bar


  Gözlerini açtı. Gördüğü sadece tavandı. Kısa bir uyku olmuştu onun için. Fakat beklenmedik bir şey değildi bu. Önceki gece geç saate kadar barda kalmış, gereğinden fazla içmişti, üstelik yalnızdı da. Eve döndüğünde başı daha önce hiç ağrımadığı kadar çok ağrıyordu. Akşam neler olduğunu hayal meyal hatırlıyordu. Çok fazla merak etmiyordu da.


  Tavana bakmaya devam etti. Belki de kimsenin göremeyeceği kadar uzaklarda, insanların ürettiği uzaklık ölçü birimlerinin tarif edemeyeceği kadar uzaklarda bir ufuk çizgisi gördüğünü sandı. Sonra yalnızca sandığını sandı ve yataktan kalktı. Son on iki gündür kahvaltı yapmamayı alışkanlık haline getirmişti. Kahvaltı yapmak yerine yalnızca dolaptaki ucuz biralardan birini açıyor ve yanında tam dört yıldır kullandığı tekel sigarasını içiyordu. Hiç bir yere gitmek gibi bir amacı olmayan bir adammışçasına yavaş yürüyerek mutfağa gitti. Rengi beyaz olan fakat eskimişlikten ve kirden artık yeryüzünde olmayan bir renge bürünmüş buzdolabının kapağını açtı. Dolapta bira, tam yağlı peynir ve cam bir kavanozun içindeki fındık ezmesinden başka küçük bir kasenin içinde 4 tane sofralık Gemlik zeytini vardı. Birayı eline aldı. Hiroşima'ya atom bombasını atmak için düğmeye basmak üzere olan pilot kadar kararsız kapağını açtı. Bira çevir-aç kapaklıydı ve artık biraların kapaklarının çevir-aç olması onu yüzüne yansımayacak kadar mutlu ediyordu sadece. Bir yudum içti biradan. Doğumundan sonra olan hiç birşeyi hatırlamayan bir insanın bütün yaşantısını bir anda hatırlaması gibi önceki gece olanlar gözünün önüne geldi. Henüz bir yudum içilmiş bira şişesini tezgahta altı gündür hiç yıkanmamış halde halinden memnun ve yalnız bir çay bardağının yanına bıraktı. Geceyi düşündü. Oduncu gömleği giymiş kızın elindeki birayı, arkasındaki masada etrafta kimse yokmuş gibi öpüşen çifti düşündü. 


  Genç bir çiftti en fazla 22 yaşındaydı ikiside. Kız saç rengiyle aynı renk bluz giymişti, çocuğun üzerinde deri ceket vardı. Bara geldiklerinde iki bira söylemişlerdi ve kalkana kadar üçer tane daha içmişlerdi. Sarhoş olduklarında da kimseyi umursamadan öpüşmeye başlamışlardı. Kalkarken çocuk, garsona para üstünü bahşiş olarak bırakmıştı. O hesaplamıştı o anda. Belki de bazen en iyi yapabildiği buydu. Sekiz bira içmişlerdi ve tanesi beş lira olan biralardan kalan on lirayı garsona bırakmışlardı. Fakat aynı anda aklına bir şey daha geldi. Genç çift masada bir dosya unutmuşlardı ve garson dosyayı kasaya götürmüştü daha sonra. Bazen her şeyi hatırlamanın bütün faydası bu olabilir.


  Birayı tekrar eline almadı ama tekrar buzdolabının kapağını açtı. Dört zeytine, peynire ve kavanozdaki fındık ezmesine baktı. Gözleri, paraya ihtiyacı olan ve fazlasıyla balık tutabilmiş bir tatlı su balıkçısının gözleri gibi parlıyordu. Buzdolabının kapağını kapattı. Banyoya gitti. Yüzünü yıkadı. Aynaya bakmadı. Asla bakmazdı zaten. Üzerinde büyük harflerle CALIFORNIA yazan tişörtünü çıkardı ve lacivert gömleğini giydi. Şortunu da çıkardıktan sonra koyu düz renk kot pantolonunu giyip ceketini aldı. Kahvaltı yapmak için çıktı. Anahtarını almamıştı ve hiç geri dönmedi.

Emin EREN
19 Mayıs 2012 Cumartesi 00.02